banner65

Necip Hablemitoğlu'nu bir gece yarısı tanıdım. Saat onikiyi geçiyordu. Zannediyorum 1998 yılının Haziran ayıydı. Kanallar arasında dolanırken bir ara gözüm o dönem Kanal 6'da yayınlanan Ceviz Kabuğu programına takıldı. Son on dakikasını izleyebildiğim programda rahmetli Hablemitoğlu Alman Vakıflarının ülkemizdeki Türkiye aleyhine faaliyetlerini anlatmıştı. Hemen ertesi gün Hablemitoğlu'nun 'Alman vakıfları ve Bergama dosyası' adlı kitabını aldım. Bu kitabı bir çırpıda okuyunca nasıl kullanıldığımızı üzüntüyle görmüş oldum.

Üzüntümün iki nedeni vardı. Birincisi Türkiye'de 'sol, demokrasi, özgürlükler, hukuk devleti, çevrecilik' gibi kavramların bnd, cia, mossad gibi operasyonel örgütlerce kullanılıp bu kavramları ifade eden siyasal yapıların da ustaca yönetildiğine dair bazı önemli bilgilere ulaşmam; ikincisi bizzat benim de bu çizgide farkında olmadan kullanılmam.

Bir çok olaydan bahsedebilirim. Ancak sadece Bergama hadisesini yazacağım. Malum olduğu üzere 90'ların sonunda BergamGidei altın madenlerinin işletimine yönelik protestolar bir anda yoğunlaştı ve bu aksiyon Susurluk kazası sonrası başlayan 'bir dakika karanlık' eylemleriyle birleştirildi. Biz de 90'ların karanlığı içinde yaşanan bir çok acılı olayın da etkisiyle bu eylemlere destek verdik. Herkesin hatırlayacağı üzere o dönemde her gün faili meçhul cinayet haberleri geliyordu. Gazi olayları, Kadıköy'de düzenlenen 1 Mayıs toplantısında yaşananlar, Gazeteci Metin Göktepe'nin polis coplarıyla öldürülmesi, cezaevlerindeki ağır şiddet ve baskı neticesi husule gelen ölümler, sakatlıklar gibi sıralayabileceğimiz hadiseler gençlik ateşiyle yandığımız o günlerde bizi ister istemez sokağa itiyordu. O hengame içinde Bergama olaylarına da katıldım. Meşhur antik kentiyle tarihsel önemi de çok fazla olan bu ilçemizde köylüleri organize eden alan çalışmalarında gönüllü olarak günlerce görev aldım. Benim gibi binlerce genç o organizasyona emek vermiştir. Tek derdimiz vardı, memleketimizin toprağının bazı sermayedarlar lehine zehirlenmesini engellemek! O çalışmalar merkezi Avrupa'da olan görünmeyen ellerce finanse edilmiştir ve Hablemitoğlu mezkur kitabında bu hakikati ortaya koymak suretiyle altın olayının çevre meselesinden ziyade iktisadi ve politik yönünü izah ederek olaylardaki Alman faktörünü gözler önüne sermiştir. Muhakkak ki 'emeğin hakkını alması, demokrasi, özgürlükler, hukuk devleti, çevrecilik' gibi mefhumlar sonuna dek savunulmalıdır. Ancak bu kavramların savunulması perdesi altında arkada Türkiye aleyhine başka faaliyetlerin hayata geçirilmesi ve bu kavramların kullanılmasıyla mobilize edilen kitlelerin de arkadaki başka hesaplarda zavallı birer suje konumuna düşmesi büyük bir dramın delili olarak tarafımca teşhis edilmiş olup; bu bilinç kritalizasyonunu müteakiben şeytani planlarca ele geçirilmiş örgütlülük çizgisinin tehlikesine karşı bireysel davranış bağlamından çıkmamaya karar verdim. Bu duruş gitgide bir pasifizasyona savrulmak anlamına gelebilir elbette fakat kesindir ki ülkem aleyhine bazı şer güçlere malzeme olmaktan yüz bin kat iyidir. Esasen bu trajediden, yani önde gözükenin arkasına sinsice konumlanıp dümeni ele geçiren alçakların adi manipülasyonundan her kesim nasibini almıştır maalesef. Türk milliyetçiliğinden İslamcılığa; en çok ve en derinde de Kürt politizasyonundan solculuğa her siyasi kampa sızılmıştır. Rahmetli Hablemitoğlu'nun her fikriyle mutabık olmam söz konusu değildir. Ancak beni inanılmaz aydınlatmıştır ve yurt sevgisi ve savunması noktasında kesin bir yoldaştır bana bu insan. Tekrar rahmet ve minnetle yad ediyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.